İçeriğe geç
Karabük İz

İz sürülen meraklar, renklenen burçlar

Kişisel Gelişim

Çocukta Özgüven Nasıl Gelişir? Övgüden Çok Emeği Görmek

Özgüven bir kere kazandırılan hediye değil, evin gündelik işleyişinin uzun vadeli tortusudur. Emeği görmek, aceleyi düşürmek ve hatanın maliyetini azaltmak asıl fark yaratan adımlar.

Nehir Soylu 4 dk okuma

Özgüven, çocuğun aynada gördüğü yüze değil, zorlandığı bir işin ortasında kendine söylediği cümleye benzer. "Bunu beceremem" ile "biraz uğraşırsam olur" arasındaki fark, yıllar içinde binlerce küçük deneyimden damıtılır. Bu yüzden özgüveni bir kere kazandırılıp rafa kaldırılan bir hediye gibi düşünmek yanıltıcıdır; o daha çok, evin içinde çocuğa nasıl davranıldığının uzun vadeli tortusudur.

Ebeveynlerin çoğu iyi niyetle en kestirme yolu dener: bol bol övmek. Oysa övgünün türü, miktarından daha belirleyicidir. Sürekli "sen zaten harikasın" duyan bir çocuk, harika olmadığı ilk anda kendini savunmasız bulur. Buna karşılık emeği görülen çocuk, başarısızlığı kimliğine değil o günkü çabasına yazar. Aradaki fark, ilk zorlukta hangisinin pes edeceğini belirler.

Övgü değil, fark edilme

Bir çocuk resmini getirdiğinde "çok güzel olmuş" demek kolaydır ama bu cümle çocuğa hiçbir bilgi taşımaz. Bunun yerine ne yaptığını görünür kılan bir yorum çok daha besleyicidir: "Gökyüzünü boyarken iki farklı mavi kullanmışsın, bulutların arkası daha koyu duruyor." Böyle bir cümle çocuğa kendi tercihlerini fark ettirir. Fark edilen çocuk, bir dahaki sefere onay için değil, kendi merakı için çizer.

Aynı ilke çabayı da kapsar. "Sen çok zekisin" yerine "yarım saat boyunca aynı soruya döndün, sonunda yolunu buldun" demek, çocuğa kontrol edebileceği bir şeyi hatırlatır. Zekâ, çocuğun gözünde sabit ve değiştirilemez bir özelliktir; sabır ve deneme ise kendi elindedir. Elinde olan şeye güvenen çocuk daha az kırılır.

Yetişkinin acelesi çocuğun engeli

Özgüveni en çok aşındıran şey eleştiri değil, yardımın erken gelmesidir. Ayakkabısını bağlamaya çalışan çocuğun eline uzanan hızlı bir el, sözsüz bir mesaj bırakır: "Sen bunu yapamazsın, ben yaparım daha çabuk olur." Bu mesaj tek seferde zarar vermez ama yüzlerce kez tekrarlandığında çocuk zorlukla karşılaştığında otomatik olarak etrafa bakmayı öğrenir.

Buna karşı verilebilecek en pratik yanıt, birkaç saniyelik bir bekleyiştir. Çocuk mücadele ederken sessizce beklemek, ona hem güvenildiğini hem de zorlanmanın normal olduğunu gösterir. Gerçekten takıldığında ise tüm işi devralmak yerine sadece bir adımı göstermek yeterlidir. Kalan kısmı kendi tamamladığında ortaya çıkan duygu, hiçbir övgüyle üretilemez.

Hata yapmanın maliyetini düşürmek

Evde hatanın bedeli yüksekse çocuk risk almayı bırakır. Dökülen su bardağı büyük bir olaya dönüşüyorsa, çocuk su koymayı denemez; yanlış cevap alay konusu oluyorsa, elini kaldırmaz. Özgüvenli çocuk yetiştirmek, çocuğun hata yapmadığı bir ev kurmak değil, hatanın onarılabilir olduğunu gösteren bir ev kurmaktır. Bez nerede duruyorsa çocuk onu bilsin yeter.

Ebeveynin kendi hatalarını yüksek sesle onarması bu iklimi hızla kurar. "Sabah sana haksız yere çıkıştım, yorgundum, özür dilerim" cümlesi çocuğa iki şey öğretir: yetişkinler de yanılır ve yanılmak ilişkiyi bitirmez. Bu tür anlar, kitaplardan okunan hiçbir bilgiye benzemeyen bir güven zemini bırakır.

Yeterlilik duygusu görevle büyür

Çocuğun kendini yeterli hissetmesi, evin işleyişine gerçekten katkı verdiği anlarda güçlenir. Sahte görevler, yani sonucu kimsenin umursamadığı işler bu duyguyu üretmez. Buna karşılık akşam sofrasını kuran ya da kardeşinin çorabını eşleştiren çocuk, yaptığı işin bir karşılığı olduğunu görür. Görülen katkı, "ben bu evde işe yarar biriyim" cümlesine dönüşür.

Görevleri yaşa göre ayarlamak burada kritik. Fazla kolay iş çocuğu sıkar, fazla zor iş yıldırır. Doğru ölçü, çocuğun biraz zorlanarak ama sonunda bitirebileceği iştir. Bu aralıkta kalan görevler zamanla büyütülür ve çocuk kendi gelişimini somut olarak izler.

Karşılaştırmayı evden çıkarmak

Kardeşiyle, kuzeniyle ya da sınıf arkadaşıyla kıyaslanan çocuk, kendi ölçüsünü kaybeder. Kıyas övgü kılığında geldiğinde bile zararlıdır; çünkü çocuk bir gün o yarışta geride kalacağını sezer. Sağlıklı ölçüt çocuğun kendi dünüdür. "Geçen sene bu kitabı okuyamıyordun" cümlesi, kimseyle yarıştırmadan ilerlemeyi gösterir.

Çocuğun kendi hakkında duyduğu tanımlar da zamanla kimliğe yapışır. "Utangaçtır", "beceriksizdir", "zaten hep böyle" gibi ifadeler yetişkinler arasında sıradan bir sohbetin parçası gibi söylense de çocuk onları dinler ve içselleştirir. Bu tür etiketleri evden çıkarmak, özgüven için atılacak en ucuz ama en etkili adımlardan biridir.

Özgüven sessiz biriktirir. Ne bir konuşmayla kurulur ne bir hatayla yıkılır. Çocuğun emeğinin görüldüğü, hatasının onarılabildiği ve katkısının gerçekten işe yaradığı bir evde, o duygu kendiliğinden yerini bulur.